NAZLATMA OYUNLARI

Nazlatma ritimleri yöresel oyun havalarının ritminde olabilmektedir. Örneğin Rize yöresinde 7/16 lık horon ritminde söylenen bir nazlatma, benzer sözlerle Erzurum-Kars yöresinde 6/8 lik ritimle, Teke yöresinde 9/16 lık ritimle karşımıza çıkabilmektedir. Bebeğini bu ritimlerle hareket ettiren anne onun beynine ve genlerine bu ritimleri nakşetmektedir. Böylece bebek, büyüdüğünde aynı ritimdeki halk oyunlarını oynamakta zorlanmamaktadır.
           Nazlatmanın sonunda hoplatma, gıdıklama, mıncıklama vb şakalaşma varsa anne şakayı dilediği kadar uzatır. Bebek bundan mutlu olur, oyundaki hareketleri yineleyerek “bir daha oynayalım” demek ister.
           Nazlatma oyunlarında anne bebeğinin bedenini bir ritim çalgısı gibi kullanır:
           a-İşaret parmağıyla bebeğin avuç içine ritmik dokunulur, işaret ve orta parmak uçları bebeğin kolu üzerinde ritmik yürütülür. Koltuk altına gelindiğinde gıdıklanır. Gıdıklamak, oyunu bitirmektir. Örnek; “Havuza bir kuş kondu…”
            b-İşaret parmağın ucuyla bebeğin yüzünde (alın, yanaklar, çene ve burun) ritmik dokunuşlar yapılır, son dokunuş burnunadır. Burnuna hafifçe bastırılır ve taklit edilen korna sesinin uzunluğu kadar parmak orada basılı bekletilir (oyunda ve müzikte bitiş kavramı). Örnek; “Cistan, cistan, cistan, biiip…”
          c-Bebek koltuk altlarından kavranarak yukarı kaldırılır, havada hoplatılır.         Örnek; “Hopala kızım hopala…”
           d-Bebek sağ elin avucuna  oturtulur, sol el bebeği koltuk altından kavrar. Bu tutuşta hoplatılır, sağa sola sallanır. Örnek; “Kızımı kızımı kızmana…”
           d-Bebek annenin kucağına sırtı annesinin göğsüne yaslanmış olarak oturur. Bu duruşta yapılan oyunlarda, bebeğin el ve ayakları birbirine vurulur. Örnek;     “Cıppan lili, ballı yağlı…”
           Annesi bebeğin ellerini bileklerinden kavrar ve bebeğe el çırptırır. Nazlatmanın sonu avuç içiyle kendi yüzünü okşaması biçiminde bitirilir. Anneyle yüz yüze duruşta annesinin yüzünü okşayarak bitirilir. Yüzünü okşama hareketi, bal-yağ yemekle, çok tatlı olmakla örtüştürülür.
           e-Bebek annesinin kucağında sırtı dönük otururken ayak tabanları birbirine vurdurulur. Örnek; “Bir çekicim var, vururum taşa…”
           f- Annesinin dizleri üzerinde oturur. Bebekle annesi yüz yüzedir. Bebeğin düşmemesi için ellerinden tutulur. Anne, kendi dizlerini hoplatarak bebeğini oturduğu yerde hoplatır. “Lil lili kızım lilli li…”
           g- Bebek ayakları üzerinde dinelirken ellerinden tutulur. Bu duruşta yerde veya annesinin dizleri üzerinde olabilir. Bebek, ritmik olarak dizlerinden yaylandırılır. Nazlatmanın sözleri bittikten sonra da bebeğin yaylanmaya devam ettiği görülür. Bu devinim, “devam etmeni istiyorum” demektir. “Kişum kişum kişmânâ…”
           h- Anne, kendi ellerini çevirir ve bebeğin bu hareketi taklit etmesini bekler. Eller içeriden yuvarlanarak tekerlek gibi çevrilir veya bilekten kendi etrafında sağa sola döndürülür.  Örnek; “Tel sara kızım tel sara…”
           Yazılı kaynaklarda tekerleme başlığıyla yer alan “Fış fış kayıkçı” ve “Leylek leylek havada” gibi oyun ezgileri gerçekte  birer nazlatmadır.
           Nazlatmalar çoğunlukla kız çocuklarına söylenmektedir.
           Dil olarak analiz edildiğinde çok eski ve köklü bir kültürden geldikleri anlaşılır. Örneğin “tuzman” (veya dızman) sözcüğü incelendiğinde tuzmanın çok önemli bir kişi olduğu bu nedenle kız bebeği ona layık görülmektedir. Tarihin hangi döneminde tuz çok değerli idiyse bu nazlatma da o kadar eski demektir. (Tuz, eti ve diğer yiyecekleri uzun ömürlü yapan tek şeydir. Tuz tüccarı bilinen eskinin en zengin kişisidir; Roma kralları askerlerine maaş olarak tuz vermişlerdir.)
           Nazlatmalar hem dil olarak, hem oyun olarak, hem de ezgi olarak ayrı ayrı analiz edildiklerinde çok önemli kültürel hazine oldukları görülür. Bir an önce bu ince deyişlerimizin derlenmesi, eğitim müziğimizde ve evrensel müzikte yerini alması bir ulusal görev olarak bizi beklemektedir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !