ORGONOLOJİ

Çalgı bilgisi olan organoloji, insan tarafından ses elde etmek için
yapılan bütün alet ve aygıtları çalgı olarak kabul eder. Alman
Organologist Alexander Büchner çalgı nedir sorusuna hem daha süslü hem
de daha derinlemesine bir cevap olarak şu yanıtı vermektedir.
"Çalgılar, kasıtlı olarak ses elde etmek için meydana getirilmiş ve
nitelendirilmiş, aletlerdir ki bu aletler müzik meydana getirme
amacında olup, bunların akustik özellikleri, teknik grupların müziksel
kültür standartlarını yansıttığından akustik özelliklerinden dolayı
nesnel olarak müziğin sanatsal etkisine katkıda bulunurlar." Bir diğer
organolojist, Hickman'a göre "Çalgılar insanın müzik oluşturmak müzik
yapmak için ihtiyacı olan sesleri meydana getirmekte kullanıldığı
nesnelerdir." H. MYERS, Ethnomusicology, an Introduction, W.W. Norton
&   Company, New York.1992, s.247

Müzik aletleri arasında görülen farklar müziğin yaşam ile gerçek
anlamda birleşmesinden meydana gelmiştir. Bu da müzik ile ilgili
duygularımızın maddesel bir ortamda geliştiğine işaret eder. Müziğin
kağıt üzerindeki şekli ifade açısından çok sınırlı olduğundan ancak
müzik aletleri sayesinde ifade gücü kazanır. Preatorius "Syntagma
Musicum" (1618) adlı kitabının ikinci cildine "De Organographia" adını
vermekle daha sonraları "Müzik Aletleri Bilimi" haline gelecek olan
konuya ismini koyan ilk insan olmuştur.

"Organon" kelimesi Yunanca olup, genel olarak vücudun çeşitli
uzuvlarını tarif için kullanılmakla birlikte, herhangi bir işin
yapılmasında ya da bir mesleğin icrasında kullanılan âletler anlamına
da gelmektedir. Bu terim müzik âletleri için kullanıldığı gibi, insan
sesinin oluşmasını sağlayan uzuvları belirtmek için de kullanılmıştır.
Latince'de "Organum" olarak kullanılan bu kelime, çok sesli çalgı
müziğinin belli bazı özellikleri ile, buna benzerliğinden dolayı vokal
müziğin bazı çok sesli uygulamalarını tarif için de kullanılmıştır.
P.Williams "Psalm cl" hakkında yazdığı tefsirinde St. Paul'un bu
terimi çok açık bir şekilde çalgılar ve özellikle org için
kullandığını belirtir.

Klasik-antik dönemde müzik âletleri için Latince "instrumentum"
kelimesi kullanılmış iken Orta çağlardan itibaren "instrumentum
organicum" deyimi kullanılmaya başlanmıştır. Batıda ortaçağ müzik
aletlerinin kesin olarak tanımlanamamış olmasının nedeni muhtemelen
Andre Schaeffner'in de belirttiği gibi ses ile icra edilen dini
müziğin çalgısal müzikten çok daha eski olmasına bağlanabilir. Müzik
âletleri hakkında batıda yapılan ilk ciddi çalışmaların ortaya çıkması
ancak 16. ve 17. yüzyıllardan sonra mümkün olmuştur, yukarıda adi
geçen Praetorius'un kitabi da dahil olmak üzere bu çalışmaların
baslıcalar şunlardır; Sebastien Virdung (1511) tarafından yazılmış
olan "Musica getutscht und ausgezogen", Martin Agricola'nın yazdığı
(1529) "Musica instrumentalis deudsch", Papaz Marin Mersenne'nin
(1636-1937) yazdığı "Harmonie universelle" ve Pierre Trichet'in (1640)
kaleme aldığı "Traite des instruments de musique". Bununla birlikte
daha eski medeniyetlerin müzik aletleri konusunu sistemli bir şekilde
ele aldıkları bir gerçektir. Doğuya ait olan çalgı bilgilerinin zengin
ve ayrıntılı tarihi eserlerde toplandığını Çin, Arap ve Hint
teorisyenlere ait antik çalışmalardan biliyoruz. Bu çalışmalar bize
çalgıların isimlerini, sınıflandırılmasını, çalınış yollarını,
nerelerde çalındığını, seremonilerde, ayinlerde nasıl kullanıldığını
ve nasıl geliştiğini anlatır. 16. yy'da başlayan büyük keşifler,
sömürgeleştirme hareketleri ve koloni savaşları Arap, Çin, Hindistan,
Afrika ve Amerikan yerli halklarına ait çeşitli eşyalar ile
aletlerinin de Avrupa'ya dönmesine sebep olmuştur. 1620 yılında
yayınlanan "Theatrum Instrumentorum" adlı eserinde Praetorius Afrika
çalgılarından mükemmel fark edilebilen boru, zil, davul, harp ve
pluriarc adli çalgıların resimlerini yayınlamıştır.

Organoloji çalışmaları yapan Father F.Bonanni (1722) "Gabinetto
Armonico" adli eserinde bazı Afrika müzisyenlerini dikkate değer bir
şekilde resimlendirmiştir. Batı düşüncesinin diğer kültürlerin sanat
ve geleneklerine açılması seyyahların ve misyonerlerin gözlemleri ile
16. yy. dan sonra dünyayı dolaşmaya başlayan bilim adamlarının ortaya
koydukları çalışmalar ile mümkün olmuştur. Bu tür çalışmalara örnek
olarak Jean-Joseph-Marie Amiot'un (1779) "Memoire sur la musique des
Chinois tant anciens que modernes" adlı eseri ile Guillaume-Andre
Villoteau'nun (1813) "De******ion historique, technique et litteraire
des instruments de musique des Orientaux" adlı eseri gösterilebilir.
Yabancı müzik, müzisyen ve çalgılar büyük gezginler arasında merak
uyandırmaktaydı. Afrika müziğine ait gözlemler Vasco da Gama'nin
( 1497- 1498 ) seyahat hatıralarından O .Dapper'in "De******ion de l'
Afrique" (1674) adlı eserine ve Burchell (1822-1824), G. Schweinfurth
(1873) ve diğerlerinin çalışmalarından zamanımız yazarlarından Andre
Gide'in tahtadan yapılmış trompetler çalan bir topluluğu tarif eden
"Voyage au Congo"(1927) adlı eserine kadar bir çok yapıtta yer
almıştır.

Chevalier Chardin' in İran'daki gözlemleri, Captain Cook'un
Pasifik'teki uzun deniz yolculuğuna ait hatıraları (1785), Abbe J.A
Dubuis'in Hindistan'da seremoniler ve gelenekler üzerine yaptığı
çalışma (1825) ve bir Java Gamelan orkestrasını ilk kez Avrupa'ya
getiren Sir Philip Raffles'in büyük eseri "History of Java" (1817)
diğer kaynaklar arasında sayılabilir. Bu çalışmalar daha önce yapılmış
olan antropolojik çalışmaların bir devamıdır. Uzak ülkelerden
getirilen kıymetli müzik âletleri raflarda sergilenmeye, rönesansdan
başlayarak da prenslerin saraylarını süslemeye (VIII Lui'ye ait
"Roy'un Dolabi" gibi), saray kitaplıklarına ve dini müesseseler ile
eğitimli sınıfın koleksiyonlarına dahil olmaya başlamıştır. Bu musiki
aletleri zamanla etnografi ve sanat müzelerinin, müzik
konservatuarlarının ve üniversitelerin ilk koleksiyonlarını
oluşturmuştur. 19. yy in sonlarında başlıcaları C. Engel (1869), G.
Chouqet (1875) ve Victor-Charles Mahilton (1880-1922) olmak üzere
musiki aletlerine ait kataloglar yayınlanmaya başlamıştır. Bunun
üzerine Organoloji biliminin yardımı ile sınıflandırma sistemleri
gelişmiş bu da Etnomüzikoloji disiplininin gelişmesine çok önemli bir
katkıda bulunmuştur.

Organoloji'nin konusu genel olarak Klasik ya da Sanat müziğinden Halk
müziğine, batılı müzik türlerinden batılı olmayan müzik türlerine
kadar tüm musiki geleneklerinde kullanılan musiki aletleridir.
Organolojinin sınırlarının kesin olmaması ve kapsadığı konuların
müzikoloji ve etnomüzikoloji açısından farklı olabilmesi şaşırtıcı
değildir. Buna rağmen Organoloji ile birlikte etnomüzikolojinin müzik
ile ilgili araştırmalara önemli katkıları olmuştur. Mantle Hood gibi
bazı etnomüzikologlar basit çalgı tariflerini ayrıntılı çalgı
bilgilerinden ayırt etmek gayesi ile organografi ile Organoloji'yi
ayrı ayrı düşünmüşlerdir. Nicholas Bessaraboff çalgıların yapımları
ile ilgili bilimsel konuları daha kapsamlı olan musiki ile ilgili
çalışmalardan ayırt edebilmek gayesi ile "Organoloji" terimini daha
dar bir anlamda kullanmıştır.

André Schaeffner, organolojinin temel konusu gerek estetik amaçlarla
gerekse de dini ya da pratik amaçlarla bir ses üretmek için insanlığın
en eski devirlerden beri kullandığı çalgıların tariflerini, ait olduğu
bölgeleri, tarihlerini ve tasniflerin ortaya koymaktadır. Organaloji
esas olarak gerçek müzik aletlerini inceleyen bir disiplin ise de (ki
buna bu aletlerin envanteri, terminoloji, yapım tarifleri, aletlerin
şekilleri ve çalınma teknikleri dahildir) müzik yapıtlarının
incelenmesi ilgili olan akustik analiz, ıskalalar, ya da çalgıların
kullanımına ait bilgiler, sosyo-kültürel faktörler ile müzik
aletlerinin kullanılmasını ve müzisyenlerin eğitim sistemlerini
belirleyen çeşitli inançları araştırmayı da kapsamı dışında bırakamaz.
Hatta müzik aletlerini estetik ve sembolizm açısından incelemek ve
halen kullanılmakta olan çalgılar tarihi ve orijinleri ile tarihe
karışmış müzik aletleri arasındaki ilişkileri araştırmak da
organolojinin kapsamı içerisine girer. Bu tür bilgiler Sümer, Hitit,
Asur, Mısır, Yunan, Roma, Keltik ve Etrüsk resimleri, duvar
kabartmaları, vazo süslemeleri gibi sanat eserlerinin incelenmesi ile
elde edilebilir. Tarih öncesi devirlere ait mağaralarda rastlanan
duvar oymaları ile Yeni Dünyada yazılmış itaplar da bu konuya ışık
tutarlar. Arkeolojik kazılarda sık sık bozulmadan kalmış çalgılara da
rastlanmaktadır. Bunların çoğu şekillerini çoğunlukla muhafaza etmiş
olarak bulundukları bölgelerden farklı yerlerde bugün dahi
kullanılmaktadırlar. Bunlara misal olarak Ur 'dan Lira ve Harpler,
8.yy Shosoin hazinelerine ait Çin udları milattan önceki birinci
milenyumdan kalma bronz çanlar, İskandinavya'dan pirinç borazanlar, ve
Mısırlılar ile Amerindians tarafından kullanılmış olan kamış ya da
kilden yapılmış nefesli çalgılar gösterilebilir. Müzik aletlerine ait
zamanımıza kadar ulaşan görsel malzeme dünyadaki hemen hemen bütün
uygarlıklarında müziğe verilen önemini ortaya koyar.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !