TÜRKİYE'DE MÜZİKOLOJİNİN MÜZİK ALANINA KATKILARI

Müzikoloji deyince aklımıza müzik üzerine yapılan tüm araştırmaların,
müzik literatürüne kaynaklık edecek tüm çalışmaların faaliyet alanı
gelmelidir. Bu anlamda müzik alanında çalışma yapanlara; -sürekli ve
sistematik olarak- müzik araştırmacısı ve bilimcisi demek yanlış
olmaz.

Sanat dalları toplum yapısı içinde birbirinden bağımsız düşünülemez.
Buna en güzel örnek sanat kavramının kendisidir. Resim sanatı, şiir
sanatı, müzik sanatı vb. ile birlikte sanat kavramını kullanır,
toplumsallığı ile tanımlarız.

Sanatı toplumsal yanı ile ele almak, incelemek, araştırmak, yani
bilimin nesnesi yapmak sosyal bilim ve yöntemlerini kullanmayı
kaçınılmaz yapmaktadır. Bizim için birincil önemi olan müzik,
üretildiği ortamın özelliklerini yansıttığı için kültürel yapıya sıkı
sıkıya bağlıdır2. Müziğin kültür içinde anlamlandırılması ile
birlikte; müzikoloji, etnomüzikoloji, müzik bilimleri3 vb. alanlar
ortaya çıkmıştır.

Müziğin kültür bağlamlı incelenmesi ve araştırılması yeni değildir.
Ötekilere duyulan ilgi, misyoner hareketleri süreci, müziğe olan
ilgiyi artırmıştır. Ulusçuluk akımı ise ayrıca ele alınabilecek bir
konudur. Burada tarihi bilgi aktarmaktan çok, 19. yüzyılda ortaya
çıkıp, 20. yüzyılda varlığını kabul ettiren müzikolojinin ülkemizdeki,
müzik alanına etkilerine değinilecektir.

Müzik deyince öne çıkan dinlenilmesi, icra edilmesi ya da üretilmesi
ile ilgili kavramlar olmuştur. Böylece onu anlamlandırma ve tanımlama
işi maalesef dışarıdakilere bırakılmıştır. Müziğin tanımlanmasında bu
nedenle, duygusallık ve edimsellik ön plana çıkmıştır. Örn: "müzik
toplumun duygularını anlatır. Müzik seslerin uyumlu sanatıdır vb."
tanımlar. Tanımlar dikkat edersek genel yargılar bildirdiklerini
görürüz.

Müzikoloji her şeyden önce müziğin tanımlanmasındaki genel yargıları
ve evrensel kabulleri yıkmıştır. (Sayın konuşmacılarının bazılarının
evrensel müzik tanımlamasına karşıyım) Müzikoloji, müziğin evrensel
bir dil olmadığını4, "...her müzik geleneğinin ve türünün o müziğin
bağlamı olan, ekonomik, kültürel etmenler içinde değerlendirilip,
tanımlanabileceğini5 kabul etmiştir. Çalışmalarında sosyal bilimlerin
çeşitli alanlarından yararlanmış, yöntemlerini kullanmış, bu nedenle
kendisini disiplinler arası bir dal olarak entelektüel düzeyde ortaya
koymuştur. Bu konuda sayın Özkan Manav'ın şu sözleri dikkat çekicidir:
"Araştırmalarını bir ya da birkaç dönemde yoğunlaştıran
müzikbilimcilerin müzik tarihinin, sanat tarihinin, giderek insanlık
tarihinin bütünsel bilgisinden yoksun oldukları düşünülmemelidir.
Elverdiğince insancıl bir bilimsel alan olan müzikbilim, sanat
tarihiyle, tarihle ve edebiyatla sıkı bir ilişki içindedir. Düşünce
tarihi, insanbilim ve toplumbilimle olan alışverişi ise yıllar içinde
artmıştır6."

Müziği incelemek, müzik faaliyetinin birincisi olan müziği yapmaktan
farklı bir uğraştır. Müziği incelemek: müzik adına kuramsal, yönteme
dayalı, tarihi ve güncel verilerle çalışmaktır. Yapılan çalışmaların
ortaya çıkardığı kültüre yönelik anolojik saptamalar önemli bir
yönlendiricilik üstlenir. Müzik üreticisi kompozitörden, dinleyiciye
kadar, bir çok değişik konumdaki insan bu saptamalar doğrultusunda
hareket edebilir. "Müzikbilim özellikle Batı'da klasik müzikle şu ya
da bu biçimde ilişki içinde olan insanların yaşamını her geçen gün
daha çok etkilemeye, giderek belli dönemlerin müziğinden anlaşılan
şeyi somut olarak değiştirmeye başladı7.

Müziği incelemek toplumu incelemek, kültürü müzik içinde kod8 çözümüne
uğratmak, müzik üzerinden topluma içkin söylem üretmek, aynı zamanda
tarihin sesini dinleyici ve besteciye ulaştırmaktır. Bu konuda Sayın
Özkan müzikologun önemini şöyle belirtiyor: "Eski müziklerle, bu
müziklerin ses dünyalarını bizlere ileten bugünkü ortaçağ ve Rönesans
müziği yorumcuları arasında ...kaynaklar ve müzik tarihine tanıklık
eden... belgeler, bulgular aracılığıyla kurulacak bir köprüye
gereksinim vardır. Bu köprüyü kuracak olanlar ise besteciler, müzik
eleştirmenleri ya da bugünkü kuramcılar değil, müzikbilimcilerdir
(Burada Önder Bey'in müziğin tarihini yazanların müzisyenlerdir sözü
yerine müziği yapanların müzisyen, tarihini de yazanların müzikologlar
olduğunu söylemek yanlış olmaz). ...Müzikbilimcilerin adım adım
taşlarını döşedikleri geçmişe uzanan o köprü olmasaydı, gerek notalama
yöntemleri gerekse ses dünyalarını oluşturan türlü nitelikler
açısından bu eski müziklerin bizlerle, bugünkü müzikle arasında
bulunan uzaklığı kendi başımıza aşmak düşten öte bir anlam
taşımayacaktı9."

Ayrıca Sayın Ayangil "...icra açısından olsun, konuların tarihsel veya
müzikolojik ya da nazariyatçı açısından ele alınması olsun yüce müzik
sanatı çalgıcı kafasıyla, şarkıcı kafasıyla ele alınıp yürütülecek bir
mevzu değil. Ciddi entelektüel bir çaba isteyen bir alandır, bilim ve
sanat alanı olarak10." (Burada Kocaeli Müzikoloji bölümünün
kadrolarına bir gönderme yapabiliriz).

Her yerde olduğu gibi ülkemizde de müzik sorunları var. Sorunların
çözümü tüm alanların ortak çalışması bilgi paylaşımı ile mümkündür.
Çıkış noktamızın temeli; bu coğrafyada doğmuş her türlü müziğin
incelenmesi, araştırılmasına yönelinerek, bir kuram oluşturmak,
ardından bu müziğin bağlamına yönelik felsefi, estetik çalışmalarda
bulunmak olmalıdır.

Müziğe içeriden ve dışarıdan, yani farklı dallardan müdahaleler
yapılmış ve bugünkü olumsuz sorunlar ortaya çıkmıştır. Yekta-Arel-Ezgi-
Uzdilek gibi değerli müzik bilimcileri sistem konusunda çalışırken,
sosyologlar ve politikacılar ise müziğin bağlamına yönelik
çalışmışlardır. Böylece yanlış yönlendirmeler meşrulaşmıştır. Örneğin
Z. Gökalp tezleri temel tez olarak ele alınmış, müzik çalışmaları tek
boyuta indirgenmiştir. Sosyologlar arabeski gecekonduya hapsedip,
modern karşıtı ilan etmişler, böylece bu türün akademik alandaki
çalışılması bile gayri resmi yasak konuma getirilmiştir. Kendi
coğrafyamızda üretilen bir müziğin yabancı müzikologlarca incelenmesi
ve bizlerin bu duruma hayranlıkla seyirci kalmamız, kültürümüzün
yağmalanması anlamına gelmektedir. Yabancı müzikologlara müzikal
kültürümüzü altın tepside sunan hizmetkârlar konumuna gelme
aşamasındayız.

Yanlış temeller üzerine kurulmuş akademik eğitim11 hala sürmektedir.
Böyle bir eğitim ve ekonomik sorunlar, temel kuram eksikliği, icranın
ön planda oluşu müziğimizi popüler kültüre hapsetmiş ve "piyasa"
hizmetçisi yapmıştır. Bu olumsuz tablonun yanında Gazimihal, Oransay,
Saygun ve Y. Tura gibi müzikbilimciler müziğin kuramına yönelik
çalışmalarla Türk müzikolojisinin diğer disiplinlerce de tanınmasını
sağlamışlardır. Çalışmaların olumlu bir yönü de müziğin üzerindeki
sosyal bilimcilerin gölgesi yavaş yavaş kalkmaya başlamıştır.

Müzikoloji ile müzik bestecisi arasındaki kopukluğun ortadan kalkmaya
başlaması, müzikoloji bölümlerinden yetişenlerin literatüre yönelik
çalışmalarda bulunmaları12, müziğin gidişatını olumlu yönde
etkilemektedir. Resmi eğitime sıkışmayan müzikoloji çeşitli kurumlarda
da çalışma alanları yaratmıştır. Radyo programları, müzik ve sanat
festivalleri müzik üzerine yazılan deneysel, bilimsel, felsefi yazılar
müziğin gidişatındaki olumsuzluğa set olmaya başlamıştır.

Müzikoloji müziğin bu günü ve yarınına yön verme yolunda ilerlerken,
tarihin koridorlarındaki sesleri de yeniden canlandırmaktadır.


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !